Türk kültüründe Nevruz
Nevruz,
Türkün yeniden tarih sahnesine çıkışını, yeni bir yılın başlamasını ifade eden bir gündür.[SUP]
[1][/SUP] Bir diğer adı "
Ergenekon Bayramı"dır.
Hun,
Göktürk,
Uygur,
Selçuklu,
Osmanlı ve
Türkiye Cumhuriyeti döneminde örfi bir bayram olmuş ve merasimler, eğlencelerle olagelmiştir. Yani bugün
Büyük Selçuklu Devleti'nin tarihi sınırlarında bulunan her yerde
Nevruz bayramı yöresel bazı farklılıklar dışında, aynı anlam çerçevesinde kutlanmıştır. Nevruz,
Kuzey Kıbrıs'tan
Doğu Türkistan'a kadar ulusun ulu günü, yeni yıl habercisi ve bahara ulaşmak gibi anlamlar ifade eder. Ayrıca "
Nevruz Sultanı", "
Mart Dokuzu" gibi isimlendirmeler de yapılır. Özellikle gelişmemiş ve kırsal kesimlerde böyle adlandırılmaktadır.
Nevruz, her şeyden önce
İslama dayandırılması yanlış olan, aynı zamanda
Alevilikle,
Sünnilikle,
Bektaşilikle bağdaştırılamayan, Türklerin islamiyeti kabulünden çok daha gerilere uzanır.
"
Uygur Halk Ağız Edebiyatının Esasları" adlı eserde bu bayramın çok eskiye dayandığı,
Kazak,
Kırgız,
Özbek ve
Tatar Türkleri tarafından kutlanıldığı ve
Çin halkı üzerinde büyük etkiler yarattığı bilinmektedir. Yine bu eserde merasimin kaide ve kuralları yer almaktadır.
Bu kural ve kaidelere binayen; nevrûz-nâme adı verilen
koşak ve
beyitler hazırlanır. Nevruzun olduğu gün halk, ibadethanelere, camîlere, mescit, takke veya pazar yerlerine toplanırlar. Buralarda dans gösterileri, çeşitli eğlenceler, oyunlar oynanır. Şair ve atışmacılar (koşakcı) aralarında atışırlar. Bu topluluk münasebetiyle gençler şiir yoluyla birbirleriyle muhabbet ederek; kendilerini açarlar. Okuyan çocuklar (okuyucular denilir) nevruz şarkısı söylerler. Öğrenciler ağaçlara yazılan nevrûznâmeleri taşıyarak birbirleriyle değiştirirler. Bu sayede ilme teşvik edilmiş olunur. Cemaat para toplayarak kazanlar kaytanılır. Zengin aileler kendi yaptıkları yemekleri merasim alanına getirirler.